Deneyimsel Uzamlar: Işığın Gölgesi ve Kokunun Gücü
Bir mum yalnızca ışık vermez. Aynı zamanda zamanı görünür kılar. Alevin titremesi, duvarlarda gezinen gölgeler ve sessizleşen anlar… Bunlar birer dekordan öte bir anlatıya dönüşür çoğu zaman… Sanat tarihinde ışık, genel olarak bir metafor olmuştur. Caravaggio karanlığın içinden doğan ışığıyla dramatik sahneler kurarken, James Turrell ışığın kendisini bir mekân deneyimine dönüştürmüştür. Bugün bir mum, bu iki yaklaşımın arasında konumlanmıştır diyebiliriz. Hem biraz dramatik, hem biraz deneyimsel… İçine eklenen her bir damla koku, bu deneyime derinlik kazandırır. Bir amber ya da odunsu koku alevi ağırlaştırır. Bir narenciye notası ışığı keskinleştirir. İşte bu noktadan sonra mum; artık yalnızca bir obje değil, ışık ve kokunun müthiş uyumunu yaşatır.
Işık ve gölgenin mekânlar için önemi kadar ortamın duyusal yansıması da tamamlayıcı bir unsur teşkil eder. Peter Zumthor da; mimarlığın yalnızca form değil, atmosfer olduğunu söyler. Ona göre iyi bir mekân, içine girildiğinde hissedilen ama tarif edilmesi zor bir yoğunluk taşır. İşte bu yoğunluğun en güçlü araçlarından biri de kokudur. Çünkü koku, mekânın görünmeyen yüzeyini temsil eder. Duvarlar sınır çizerken; ışık, yön verir. Koku ise mekânın içine nüfuz eder. Koku, aslında mimari bir müdahaledir. Ama görünmez olduğu için çoğu zaman fark edilmez. Bu yüzden iyi tasarlanmış bir koku, fark edilmeden hissedilen bir tasarım başarısıdır. Koku ve mimari sizi geçmiş ile gelecek arasında taşıyan bir köprüdür.
Coco Chanel’in de bu minvalde tercüme edebileceğimiz sözü gibi, “bir kadının kokuya dair bir tutkusu yoksa, geleceği de yoktur.”
Bu vurucu cümle bugün mekânlar için de geçerli. Kokusuz bir mekân, yarım kalmış bir hikâyeden ibarettir. Bir evin, bir ofisin, bir mağazanın kendine ait bir kokusu olduğunda, o yer sadece bir alan olmaktan çıkar ve bir deneyime dönüşür. Dolayısıyla insanlar da çoğu zaman deneyimleri hatırlar. İşte bu deneyim bizlere bir mekânın nasıl koktuğuna bağlı olarak nasıl hatırlanacağını belirler. Bu yüzden bazı yerler sadece güzel değildir. Tanıdıktır. İlk kez oraya gitseniz bile daha önce o ânı yaşamış gibi hissedersiniz.
Ve belki de en güçlü tasarım, size ait olmayan bir yerde “aitlik” hissi oluşturabilmektir. Deneyimsel uzamların gerçekliğe dönüşmesi ve hafızanın izleri de böylece mümkün olur.



